Güneşli sabahlarımız vardı bizim,güzel zamanlarımız.Yüzümüze asfaltın o yakıcı sıcaklığı vururken ağzımızda eriyen gofretleri yerdik, pembeleşmiş yüzümüzle daha bir çocuktuk.Yara bere içinde dizlerimiz koşarken ceplerimiz çağla, erik dolu çok fazla düşünmezdik hayatı, hatta hiç...Büyük fikirlerimiz yoktu, küçük misketlerimiz vardı,onları çarpıştırırdık...Ekmek arası domates-peynir tadındaydı günler...özensiz, sade, ama bir o kadar da güzel.Bacaklarımızda derman kalmayana kadar debelenirken sokakta ne üstümüzdeki t-shirtün markası ne de pantolunumuzun yırtık kıçı önemliydi.tozluyduk, pistik bir de...yediğimiz şeyleri bilebilirdiniz üstümüzdeki lekelerden,ayaklı mönü gibiydik.
son paramızı bir sürü abur cubura yatırıp bundan büyük bir haz duyar, yiyiverince o kadar şekeri çikolatayı sokağın ta sonundan duyulan akşam yemeğine çağıran anne sesine fazla aç olmadan koşardık...oyundan başka bir derdimiz yoktu.ne koca kitaplarımız arasında kayboldugumuz, ne kabarık cüzdanımız kredi kartlarıyla bok püsürle dolu, ne imzamız vardı kimbilir şimdi hangi kağıtlar üzerinde nerelerde olduğu meçhul kaç tane attığımızı bile hatırlamadığımız...Ufak olmanın, yere yakın olmanın tadını çıkarır, karıncalarla börtü ile böcekle haşır neşir olurduk, saatlerce izlerdik onları...Bir meraktı işte , şimdi nasıl oldugunu tahayyül bile edemedigim bir heyecan.Keşke her şeye karşı ,her zaman daim olan bir şey olsaydı dediğim bir heyecan ve merak.Ne yeni aldıgınız cep telefonunda, ne yıkattıgınız arabanızda, ne evinizdeki tonlarca cd'de bulamayacagınız, hissedemeyeceginiz bir şey...
şimdi ağlamalar ağlamak degil, gülmeler gülmek değil.hissediyorum...hissettikçe bunu kendimden kaçıyorum.belki rastlarım diye içimdekine bir gün...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder